Eğitim Sen Bolu Şube Başkanı Zehra Kulalı Gezici yazılı bir açıklama yaptı.
Zehra Kulalı Geziciaçıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Eğitim emekçileri açısından biliyorsunuz kamu oyununda takip ettiği gibi Öğretmenlik Meslek Yasası adı altında öğretmenlerin talebi olmayan ve bütün karşı çıkışlarına rağmen eşit işe eşit ücret ilkesini aşan ve bizim öğretmenler odamıza resmen böyle atomize eden, hücrelerine bölen aynı işi yaptığı halde farklı farklı maaş ve statüyle nitelendiren bir meslek kanunuydu. Bu aslında eğitim-öğretimin niteliğini temelden etkileyecek bir mesele bizim açımızdan ve senenin başından beri de öğretmenler odasının gündemini maalesef meşgul ediyor.
KİTLESEL KOPUŞLAR BAŞLADI
Diğer bir mesele eşitsizliklerin derinleştiği öğrencilerin açısından diyebiliriz. Zaten pandemiyle birlikte biz çok ciddi eğitim kayıpları yaşadık. Hem sosyolojik hem psikolojik öğrencilerimize sadece akademik kayıplar vardı ve hala bu kayıplar yokmuş gibi buna dair herhangi bir telafi programı geliştirmeksizin devam eden bir süreçti. Ülkemizde yaşadığımız ekonomik kriz maalesef eğitim tüm toplumu kesen bir alan ve sınıflarımızda, okullarımızda öğrencilerin bizzati eğitim yaşantısına ciddi etkileri oldu. İlk kez eğitim-öğretimden kitlesel kopuşlar yaşandı.
CEKET YOK AYAKKABI YOK
Okul terklerinin yaşandığı bir dönemi yaşadık. Okul terklerinin en temel sebebi öğrencilerin, ailelerin eğitim-öğretim giderlerini karşılayamadığını basından da izliyoruz. Ceket yok diyo, ayakkabı yok okula gönderemiyorum. Servis ücretini karşılayamıyorum. Cebine harçlık koyamıyorum. Kaynak kitap alamıyorum ki artık bu tali bir mesele. Okula ulaşımı sağlayamıyorum veli. Dolayısıyla Türkiye genelinde de bu çok ciddi 3 Milyona yakın bir öğrenci kaybı ve Milli Eğitim Bakanının TBMM Bütçe Görüşmelerinde de yaptığı konuşmada, 11 bin 654 öğrencinin ilkokuldan, ortaokulda 28 bin 421 öğrenci, liselerde 40 bin öğrenci olmak üzere toplamda 280 bin 743 öğrencinin eğitim-öğretimin dışına çıktığını biz görüyoruz. Bu çağda ve bu süreçte bu kabul edilebilir bir şey değil ve okullaşma açısından da sanıyorum Avrupa ülkeleri açısından son sırada olduğumuzu söyleyebiliriz. Elbette ki bunu ekonomik ve sosyolojik çok ciddi sonuçları olacaktır.
BU ÜLKEYE BİR GELECEK BORCUMUZ VAR
Bununla birlikte eğitimin en temel seviyesi aslında toplumun ihtiyaçları değil, sadece sermayenin ve siyasi iktidarın talepleri üzerinden şekilleniyor. Sermaye ve siyasi iktidarın birinci meselesi, işçileştirilmemesi. İkincisi, Özel Okullaşma ve dinselleşme iktidarın en ciddi alanları. Buda biz hep şunu söylüyoruz, bizim yaşadığımız topluma ve çağa bir borcumuz var. Bu ülkeye bir gelecek borcumuz var. Maalesef eğitimin ele alınış biçimi sadece siyasal iktidarın ve sermayenin taleplerin üzerinden görülüyor. Görmüşsünüzdür 1 Milyon 600 bin öğrencinin ne yesem diye çocuk işçiliğinin devlet eliyle meşrulaştırıldığı 14 yaşından itibaren çocukların, işte BİM’le mesela personel ihtiyacı karşılamak için çocuklarımızı ucuz iş gücü gibi A101’le vs. gördük. Yani burada bir protokol imzaladı. Çocuk dünyanın hiçbir yerinde bir meslek edinme biçimi yok.
SEÇMELİ DERSLER SORUNU VAR
En önemli konulardan birisi eğitimin dinselleştirilmesi meselesi. Maalesef Anayasa’nın en temel tartışması dahi kabul edilemeyecek ilkelerinin eğitim sistemi üzerinde yok sayıldığını Laiklik ilkesini görüyoruz. Karma eğitimin tartışılmaya açıldığını zaman zaman görüyoruz. Tarikat, cemaat, vakıf ve derneklerle kesintisiz bir şekilde protokollerin sürdüğünü görüyoruz. Yani sınıftan öğretmeni çıkartıp başkalarının yetkin olmayan herhangibir bir şekilde eğitim alanıyla ilgili yetkisi olmayan ve direk siyasi iktidarın politik amaçları doğrultusunda ve siyasallaşmış eğitim yöneticilerinin takdiriyle bu protokoller yürüyor. Seçmeli dersler meselesi var. Yönetmeliğimiz bellidir. Burada birinci tercih öğrencinin ve velinin istek ve niteliği doğrultusunda ve öğrencinin yeteneği doğrultusunda. İkinci meselesi okulların norm kadro ve okul personel durumu belirler bunu. Malesef bunlar belirlemiyor. Eğitim yöneticileri maalesef talimatlarla kendi ihtiyaçları ve iktidarın ihtiyaçları doğrultusunda öğrencilerimizi ders seçimine zorluyor.”